Biyografi

 

 

1945 yılında Urfa'nın Tülmen Köyü'nde doğdu. 1970 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nü Hamza İnanç ve Turan Erol atölyelerinde tamamladı. 1970-73 yıllarında Siirt Öğretmen Lisesi'nde, 1973-82 yıllarında Urfa Öğretmen Lisesi'nde resim öğretmeni olarak çalıştı, aynı lisede müdürlük yaptı.

 

Resim çalışmaları yanında halk bilimleri dalında araştırmaları ve derlemeleri oldu. 1982 yılında Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak atandı. 1987 yılında lisansını tamamlayarak Sanatta Yeterlilik aldı. Ege Üniversitesi Konservatuar'ında halk oyunları hocalığı yaptı. 1989 yılında Salzburg Yaz Akademisi'nde resim çalışmalarına katıldı .

 

Bu güne kadar 40 kişisel resim sergisi açtı. Yurtiçi ve yurtdışında yarışmalı sergilere, karma ve grup   sergilerine katıldı. Birçok ödül kazanan sanatçının eserleri devlet kurumlarında, yurtdışında ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

 

Sanat Yaşamı

 

Hasan Rastgeldi, ilk devlet sergisine katıldığı 1969 tarihi, bir başlangıç sayılırsa 36 yıldır Türk resmindeki son dönem gelişmeleri içinde ele alınabilecek bir sanatçıdır.

 

Rastgeldi, altmışlı yılların özgürlük ortamı içinde, emeğin önem kazanmaya başladığı, emek, işçi, köylü kavramlarının tartışıldığı bir dönemde Gazi Eğitim’de resim eğitimi almaya başlar. Urfa’da doğup büyümüş bir toprak insanıdır. Sıcaktan cayır cayır yanan, toz bulutlarının kalkıp konduğu bozkırda yaşar. Bu yaşantı ile Rastgeldi’nin ilk yaşadığı büyük kent Ankara’nın havasını örtüştürdüğümüzde, oluşacak ilk resimlerin anlam aralığını daha kolay algılarız. Desen dersine Hazma İnanç gelir. Hazma İnanç onun orta okulda da resim öğretmenidir. Resim atölye hocası Turan Erol’dur. İlk kompozisyon, renk deneyimlerini ondan alır. Doğal olarak da etkilenir.  Öğrencilik yıllarından kalma natürmortunda, değişik boya teknikleriyle biçimlenen resimde elemanlar  , resmin bir tarafına doğru yığılmış yukarıdan aşağıya akar gibidir. Renk seçiminde orta grilerin ağırlıkta olduğu, birkaç gri mavinin, yeşilin utangaç bir tavırla resme renk tadı vermeye çalıştıkları görülür.

 

1969 Devlet Resim Sergisi’ne alınan ilk çalışması ve bu çalışma sürecinde ortaya çıkan çalışmalarında klasik kompozisyon kurgusunu benimser. Devlet resim sergisine alınan ilk resminde kompozisyon, tuvali yatay üçe bölen üstteki çizginin üzerine kurulu, uzaktaki köyü temsil eden dikey kıpırtılar hep bu çizginin üzerinde gezinir. Asıl vurgu sağ taraftaki dikey çizginin üzerinde gerçekleşir. Rastgeldi, resminde bozkırın tepelerine yerleşmiş köyüne uzaktan bakmaktadır. Bu uzaklık anlatımı, figürlerin kullanıldığı diğer resimlerinde de sürekli korunur. Köy onun için mutlu yaşanılan yerdir. İçeride yaşananlar, geçim sıkıntısı, üründen zarar etme, emeklerin boşa gitmesi, töre baskısı vb. şeyler onu pek ilgilendirmez. Bu tavrını resim yaşantısı boyunca sürdürür. Bunun en önemli nedeni, resimdeki biçimsel ve artistik değerlerin her şeyin üstünde olmasıdır. Resim yapmak, yaşanılanları canhıraş bağırmak değil, her koşulda sessiz bir mutluluğa dönüştürme isteğidir.

 

 

Rastgeldi’nin resimlerinde başlangıçta görülen gizli diagonaler giderek belirginleşecektir. Bu ilk örneklerde dingin ve kendisiyle barışık ve biraz da çekingen bir kimlikle karşılaşırız.  Rastgeldi resim için Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bırakmıştır. İçindeki resim yapma isteğini diri tutmak için çaba harcar. Daha ilk kompozisyonlarında görsel duyarlılığın sağlam ipuçlarını bize verir. Devlet sergisine resmi alınmış olmak o tarihler için çok daha önemlidir. Devlet sergileri bugünle kıyaslanmayacak denli ağırbaşlı ve tutarlıdır. Ülkede neredeyse bütün sanatçılar o yıl içinde çalıştıkları işlerden biriyle katılmaya özen gösterirlerdi. Bu koşullarda bir resim öğrencisinin sergiye alınması, geleceği oluşturma açısından bir başlangıç sayılabilir.

 

Gazi’den sonra Siirt’e ataması yapılır. Bir yıl sonra da Siirt Öğretmen okulu’na atanır.Siirt yıllarının ardından Urfa Öğretmen Okulu’na atanır. 1982’ye dek sürecek öğretmenlik yıllarında Rastgeldi, resim çalışmalarında gerekli yoğunluğu yakalayamaz. Bu süre bir biriktirme süresi olarak yaşanır. İlgisi folklorda yoğunlaşır. Yöresinin folklor ekipleriyle çalışır. Yöre kültürü ile ilgili araştırmalar yapar. İzmir’e geldikten sonra yapacağı çalışmalarda hep bu yılların izlerini buluruz.

 

1982’de İzmir’e ilk geldiğinde, Buca Eğitim Enstitüsü üniversiteye yeni bağlanmıştır.İzmir’de Güzel Sanatlar Fakültesi de aynı yıl açılır. İzmir’in sanat yaşamı yeniden biçimlenecektir. Her iki kuruma da yeni öğretim elemanları atanır. Bu karşılıklı etkilenmeyi ve sanatsal üretimi artırır. Rastgeldi de yeni girdiği bu ortamın yapısından etkilenir. Ara verdiği yılların acısını çıkarırcasına çalışır.Yeni resimlerinde de, daha öğrencilik yıllarında yaptığı Urfa kır görüntülerini biçimlendirmeyi sürdürür.

 

İzmir’deki ilk kişisel sergisini 1983’te İzmir İş Sanat’ta açtı Rastgeldi…Bu sergiyle başlayan ve 1980’da Salzburg Yaz Akademisi’nden dönünceye dek sürecek bu dönem, onun resminin plastiğini oluşturma süreci olarak önemlidir. İlk resimler figürsüz görünülerdir.  Özellikle ağaçlarda kullanılan renklerle renklilik etkisini oluşturmaya çalışan sanatçının asıl amacı, dokusal değerler elde etmek; etkili plastik değerler bulmaktır. İlk yıllardaki kurgu ve renk kullanımındaki tedirginliğin teknikle giderilmeye çalışıldığı resimlerden sonra planların hareketlenmeye başladığı görülür. Uzak planlara yerleştirilen figür grupları, daha önceki çözümleri çağrıştırır. Bu yaklaşım içinde figürler, birer çağrışım imgesi olarak işlev görürler, özel bir anlam taşımazlar. Bu nitelikleriyle de biraz dekoratif bir tat bırakırlar.

 

 

Rastgeldi 1984’ten sonra kendi resmi açısından, daha devingen bir kompozisyon kurgusuna yönelir. Daha önceki resimlerinde çekinik duran diyagonaller belirginleşir. Resminin genel nitelikli gri etkisi, şiddetli renk planlarıyla belirgin bir renk değişimine uğrar. Salzburg’a gidişine kadar sürer bu durum. Resimlerinde yerel yaşantıyla ilgili konuları, içindeki motifleri değiştirerek kullandığını görürüz. Örneğin 85-86 yıllarında çoğunlukla keçilerin, koyunların, sığırların kullanıldığı resimler yapar. Bu resimlerdeki hayvanların ele alınışı, resmin genel yapısı içinde oldukça sağlam ve etkilidir.

 

Seksenyedide yapmaya başladığı resimlerde, konular aynı kalmakla birlikte seçilen nesneler değişir. Keçilerin, sığırların, eşeklerin yerini tavuklar, horozlar ve güvercinler alır.Buradaki değişikliğin asıl nedeni beyazın kullanımındaki değişikliktir. Beyazlar, dağlardan inerek, resmin ortasında dönen hareketlere dönüşür. Bu da gerçekte resimle ilgili bir biçimsel sorunu çözme girişimidir. Boyanan biçime tanınır bir imgenin eşlik etmesi, resme bahane bulma girişimidir.

 

Beyaz, benekli güvercinler, beyaz tavuklar, çocuksu bir dünyanın imgeleri. Kadınlar da en az güvercinler kadar temiz bir dünyaya aittirler. Büyük kente geleli beş yılı geçmiştir ve ayrıldığı dünya giderek uzaklaşmaktadır. Her yıl gitse de kent gerçeği başka bir gerçektir ve Rastgeldi burada geleneklerini yaşatan bir derviş edasıyla gezinir. Güvercin imgesi bugüne dek ona yüklenen değerler düşünüldüğünde onun için ikili bir anlama sahiptirler. Öncelikle bu güvercinler Urfalı’dırlar. Ama ülkemizde istenmeyen çatışmaların başladığı yıllarda barış özlemini dile getiren birer semboldür aynı zamanda. Bu bağlantılarına karşın beyazı kullanmanın, tuvalin tam ortasında dönen uysal bir fırtınanın beyazla çözümünün bahanesi, yani bu güvercinler de diğer Hasan Rastgeldi imgeleri gibi, anlamı dışlanmış, gerçeklikleri kuşkulu ama resimdeki yerleri tartışmasız imgelerdir.

 

1988’de çalışmaya başladığı resimler, Rastgeldi’nin anlam açısından bize yeni olanaklar sunduğu ve yeni deneylere giriştiği resimlerdir.

 

 

 

Sanatçı biraz da başkaları adına düş kuran, kurduklarını nesnelleştirerek bir başka boyutta yaşayan insandır. Rastgeldi’nin özgürlük sembolü kuşları ve güvercinleriyle, artık yakına gelmiş resmin en önemli figürü olmuş kadınları bu düşlemin yansımaları olmalı.

 

Değişik kompozisyonlarda durmadan tekrarlanan kadın ve kuş imgesinde ilgimizi kadınların yapısı çeker. Tek figürün kullanıldığı bütün resimlerde kadınlar, kolsuz Afroditlere benzer.Folklorik öğelerden sonra resimlere Afrodit’le mitolojik öğeler girmeye başlar.Burada amacın mitolojiye gönderme yapmaktan çok, asıl anlatılmak istenenlerin sembolüne dönüştürme isteğini görürüz. Kadınların yapısına bakarsak, hemen hepsinin tuvalde köşegenlerin üzerinde durduğunu, çoğunun oturur gibi resmedildiğini görürüz.Bu kadınlar gerçeklikten kaynaklanan figürler değil. Hepsi olmasa da çoğu sanatçının düşleminde oluşmuş imgeler. Resim olarak biçimlendirilmelerinde yeni bir aşama yaşandığı söylenebilir bu nedenle.

 

Figürlerle birlikte lekeler de büyür.Aydınlık, lokal, amorf lekelerle oluşturulmuş düşsel manzaralar yerine mekan bağlantıları ortadan kaldırılmış, Barok bir karanlığın içinde yer alan figürler görmeye başlarız. Zaman zaman kadınlara eşlik eden kuşlarla birlikte değerlendirildiğinde, kadınlar yeni yaşama biçiminin özlemi, kuşlar da sanatçının kendi özgürlüğü olmalı.

 

Rastgeldi deneysel kişiliğiyle, geleneklerle ve kendisiyle hesaplaşmayı göze alsa da, bunu iyi resim adına ileri götürmekten çekinir. Görünenin gösterildiği, bu nedenle anlaşılır olma kaygısına takılan ve yine bu nedenle kapalı yapıtlara dönüşen işlerden sonra, çok anlamlılığa veya yeni okumalara açık ürünler vermeye başlaması önemli bir adımdır. Bu yıllarda aidiyet duygusunu yerel dokumaları tuvallerine taşıyarak sürdürmeye çalışır. Urfa’dan getirdiği siyah kırmızı ipek şallar resimlerinde hem doku olarak, hem de yerel motiflerin resme girmesi açısından olanaklar sunar. Tuvale yapıştırılan kumaşlardaki lekeler, resmin bir parçası olarak kullanılır. Tuvale yapıştırılan bez, başlangıçta kolaj gibi algılansa da yirminci yüzyıl resminde örneği çokça görülen dekoratif ya da basılı malzemenin resmin altyapısını oluşturduğu örneklerden değişik değildir. Zemin olarak seçilen malzeme astar yerine geçer. Boyalı astar. Önceden anlam ve değer birikmiş bir yüzey. Siyah çiçekler. Kadınları ve odaları, odalarda masaları çağrıştıran örtüler. Resimde dekoratif gereç kullanan çok sanatçı vardır. Rastgeldi’nin bu ipek şalları dekoratif amaçlı kullandığını söylemeye dilim varmıyor. Çünkü kadın figürlerini öyle iyi tamamlıyor ki, dekoratif etkisi sezilse bile yerellikle ilgili bir eğretileme olarak algılama isteği ağır basıyor. Bu resimlerdeki etkilerin Salzburg yaz akademisinde yapılan çalışmalarla yeni boyutlar kazandığını ileri sürebiliriz.

 

Salzburg, boyasal değerlerin rahatlamasında ve konu seçiminde özgün bir tavrın yakalanmasında olumlu bir etki yapmıştır. Bu sadece yaz akademisinin sağladığı bir durum değildir kuşkusuz; büyük ustalarla karşılaşmak da onu olumlu etkilemiştir.

 

Rastgeldi ülkemizdeki birçok sanatçının aksine deneye açık kişiliği ile ilginç bir portre çizer. O bu topraklara ve geçmişin kültür mirasına sıkıca bağlıdır. Öte yandan çağdaş bir yaşama biçimini gündemde tutarak yeni bir bireşim yaratır. Yeni resimlerinde görülen parçalanmış ve ilgisiz imgeler, zaman aralıkları kapatılarak örtüştürülürler. Bunlar yırtılmış billboardları anımsatır. Seçilen imgelerin kültürel göndermeleri onların form olarak çekicilikleri kadar, taşıdıkları anlam yüklerinden kaynaklanmaktadır.

 

Kendi deyişi ile “Sanatçı yaşadığı topraklara kökleriyle bağlanır. Bu topraklardaki kültürel öz, sanatçıyı besleyen yaratıcılığına damgasını vuran özdür. Yaşadığım, soluduğum kültürel çevre algılama ve görme biçimini etkileyen temel olgulardan biridir. Bu nedenle Anadolu’ya ait arkeolojik, etnografik , mitolojik ve folklorik değerlerin her biri resimlerimde ana temayı oluşturur.”  Geçmişte yaptığı çalışmalardan bu dönem çalışmalarına dek bütün çabasını özetleyen bu yaklaşım onun ikilemini de belirgin bir biçimde anlatmaktadır. Onun özü gelenekle çağdaş olanın karışımıdır. Bu nedenle imgeleri bir aidiyet duygusuyla yaşanan topraklardan alırken, biçimlendirme mantığı ile bugüne aittir.

 

Son resimlerinde kültürel göndermelerini dolaysızlaştırarak, bize kültürümüzle ilgili yeni mesajlar vermeye çalıştığı düşünülebilir. Rastgeldi, aitlik duygusunu çağdaş bir kültür algısıyla birleştirerek önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Geçmişiyle bu denli barışık, çağdaş ve kentli olmaktan yorulduğunda kendi geçmişine, köyüne duygusal yolculuklar yapması da onu özel kılmaktadır. Yeni köy resimlerinde bu deneyimlerini de kullanarak sürdürüyor yolculuklarını. Resimlerindeki içsel öğeler zaman zaman mistik bir görünüm kazandırmaktadır çalışmalarına.

 

Dış dünyanın gözleme dayalı yorumundan, akıl ve duyguyla kavranan bir dünyanın yorumuna doğru gelişen resmi, kucakladığı geniş alanla bize Rastgeldi’nin dünyasını sunar. Resimler yoluyla çağrıştırdığı dünyasında duyacağımız hoşnutsuzluktan çekinir. İzleyicisini mutlu etmek neredeyse ödevdir onun için. İnsanımızın yaşam telaşından unuttuğu değerlerin savunusudur bir bakıma bütün bunlar. Resimsel birikimiyle çağdaş ikonlar ürettiğini söyleyebiliriz Rastgeldi’nin.

(Bedri Karayağmurlar, Hasan Rastgeldi Yaşamı ve eserleri Nisan 2005 Alıntı)